MÜNEVVER'İN DURUSU,KUZUSU,CANLARI :))

Bir blogger günlüğünden daha herkese merhaba :) Çokça hareketli,bol eğlenceli,sımsıcacık şahane bir postsa takip etmek istediğiniz doğru adrestesiniz :)
                                                 ZIP ZIP TAVŞANGİLLER AİLESİNE HOŞGELDİNİZ :))


Analı Kızlı Şiker Bayramımız:))

Oy oy ne çok şey birikti yine ihmallerdeyim blogumu tek resimle bikaç satırla idare etmeye çalışıyorum affola..2 yaş sendromundayız dostlar.Baya yoruyor kızım beni..Tüm gün tam kapasiteyle birlikte olduğumuz için pc başında kalamıyorum..İnternetin başına geçmem gece 12 leri buluyor..Onda da kendi işlerimi halletmeye çalışıyorum.. Ne bezini açtırıyor benim kız ,ne üzerini değiştittiriyor..Yeme içme bahsine hiç girmiyorum zaten..Parka,bahçeye gittiğimizde dönmeyeceğim diye yerden yere atıyor kendini..Hayır bu çocukların inatlaşma ve ağlama kapasitelerinede inanabilmek mümkün değil o bünye hiç mi yorulmaz zırlarken anlayabilmiş değilim..Ne diyelim Zorlu 2 yaş çabuk geçer umarım bizim içinde; 2 yaşla boğuşan anne ve bebeleri içinde..
                       Kısa bir özetten sonra bizden resimler için böyle alalım efendim ;)
          

huuhuuuuu bayrammm geldi bayrammm :))

                                                               hıımmmm ma mammmaaa miaaaaaa :))
              İşte böyle rengarenk bonibonn tadında şapşahanee geçsin bayramınızz ..Hayırlı bayramlar dostlar :)

Hooooopp ppaaaaaaa

                                                          Biz dün geceyi böyle sonlandırdık yeni favorimiz bu hoppala :)

Güzel haftalar herkese :)

Çocuğun ruhunu özgür bırakmak lazım


Birebir aynı olmasada bize,bana ve kızıma  çok yakın bir hikaye...Tuba anneliğini yazmış,çok da güzel yapmış kalemine,emeğine sağlık...Onun anneliğini anlatışında kendimi buldum..Sizinlede paylaşmak istedim..Fazla uzatmadan Tuba Ünsal'ın şahane yazısıyla başbaşa bırakıyorum sizi :)


Çocuk sahibi olmak ciddi bir iş. Arkasından bir sürü duyguyu katmerleyerek bünyenize yapıştırıyor. Mesela doğduğu andan itibaren çok bilmişler ordusuyla baş edebilmeniz için sağlam sinirlerinizin olması gerekiyor. Herkesin bir fikri var. Çocuğu olanın tecrübesi, olmayanın da amcasının çocuğu var. Bıt bıt kafanızda sürekli neyi nasıl yapmanız gerektiğiyle ilgili koca koca balonlar çıkarıyorlar. Ben, Sare doğduğu andan itibaren kendi doğrularımı, okuduğum bir takım kitaplarla harmanlayıp yeni bir motto oluşturdum. Genelde insanların laflarından çabuk etkilenen ben bu süreçte de cadı kazanından nasibimi aldım. Zaten bozuk olan ruh halim, bir gün sütümün kesilmesiyle iyice darmadağın oldu. İşte o gün karar verdim çevremi saran, ‘Her şeyi bilir anneler ordusu’na sırt çevirmeye. Ben ne yaptım, sütüm kesilince yakın çevremden süt araştırdım, üç buçuk ayda kesilen sütümü arkadaşlarımdan edindiğim sütlerle 4 aya tamamladım. ‘Aman saçmalama, yok başka annenin sütünü nasıl verirsin? Ya hastalık kaparsa? Ya sütü yaramazsa?’ Bir sürü negatif fikir baloncuğu... Halbuki eskiden rağbet gören süt anne olayının ne kadar gerekli bir durum olduğunu Amerika’da çoktan keşfetmişler. Hatta orada emzirme kulüpleri var. Anneler haftanın belirli günlerinde bir araya gelip birbirlerinin çocuklarını emziriyorlar. Amaç çocuğun bağışıklık sistemini güçlendirmek. Ne kadar farklı bünyeden süt alırsa çocuğun o kadar sağlam olacağı düşünülüyor. Benim şansıma arkadaşım Ceylan’ın süt fazlası vardı ve sağması gerekiyordu, hem stokları topladık hem de taze taze faydalandık. Mamaya geçişi bu şekilde bir kaç hafta daha ertelemiş olduk. Böylece Ceylan, Sare’nin süt annesi oldu. İşte böyle normların fazlaca dışında bir anne-çocuk sürecinin içine girdim... Annelik hakkında sözüm bu kadar...
Doğum yaptıktan sonra kendi kendime dedim ki ‘’yılın annesi olmayacağım’’ yani çıkıp ortalara ne çocuğumdan bahsedeceğim ne de ahkam keseceğim.
O yüzden bizi öyle çocuk, aile bırt zırt dergilerinde suratımızda en ebeveyn gülümsemeyle insanlara bilgiler verirken, tecrübelerimi paylaşırken göremediniz. Hatta genç bir anne olarak anne-çocukla ilgili köşe yazmama dair birkaç teklif almışlığım da vardı ki, ben nazikçe o çembere girmeyi reddettim. O işi yapmaktan zevk alan bir sürü bilgili insan var zaten, benim ahkam kesecek bir durumum yok. Bu tercihi yapma nedenim aslında kendi yöntemlerimin süt örneğinde olduğu gibi genele pek hitap etmemesiydi. Mesela Sare bir yaşına gelene kadar hiç ilaç kullanmadım, doğal yöntemlerle ve bitkisel çözümlerle sorunlarımızı çözdük ki bunu hangi gazetenin hangi köşesinde önereyim Maranki miyim neyim?
Anne terörü...
Annelik mesleğinin diğer bir zorluğu da öteki meslektaşlarla girilen savaş halleri. Bir annenin diğerine yaptığını kediler fareye yapmıyordur. Çocuklar üzerinden yaratılan ego savaşları, kafası zaten allak bullak olmuş yeni anneyi iyice sersem bir duruma sokuyor. Her şeyi herkes doğru biliyor her şeyi en düzgün kendileri yapıyorlar. İşte bu çıldırmış annelerden kendimi koruyabildiğim kadar korumaya çalıştım. Halbuki dünyada ne kadar anne varsa o kadar farklı farklı çocuk yetiştirme yöntemleri olduğunu kabul etseler bir ohh çekip rahat edecekler. Kimsenin kimseden madalya beklediği de yok, keşke kendi halinde takılarak yollarında ilerleseler. Benim en büyük madalyam da yetiştirdiğim sevgi dolu yüzü hep gülen tatlı kızım oldu. Anne teröründen az çok nasibimi almışlığım var. Kucağımda yavrillamla o şehir senin, bu ülke benim dolaşmam, bir de özel hayatıma kaldığım yerden devam etmem kimilerinin takdirini kazansa da kimisi de yaşayamadığı bu durumlarla hafif bir hasetlenmeyle laf etti. Tayland’da bir hippi kampına gittiğimizi duyanlar neredeyse tavuk kesip yanımıza erzak niyetine vereceklerdi, biz sahilde anne kız kucak kucağa dalgaların getirdiklerine bakarken bunları düşünüp gülüp geçtik. Bizim bir kulağımızdan girip diğerinden tırıslaması ışık hızında oldu. Sare bana rehber oldu, biz onun tuttuğu ışıkla yolumuza bazen yalnız bazen de bizi sevenlerle devam ediyoruz. Herkesin doğrusu kendine.’’Çocuk da yaparım kariyer de’’ söylemine ben bir kaç bir şey daha ekleyip bu yolda devam ediyorum beni seven de arkamdan gelsin...

Ruhu özgür olmalı...

Sare doğduğu andan itibaren benim küçük uydum olarak ben nereye gidersem O da yanımda geldi. O zaman keşfettim ki oyunculuk, çocuk büyütmek için şahane bir meslek. Set aralarında ışık kurulmasıydı, set hazırlanmasıydı derken saatlerce bekliyorsunuz. O sürelerde biz Sare’yle neredeyse hiç ayrılmadan kucak kucağa bir yılı geçirdik. Yine okuduğum bir kitapta ‘’Çocuğun vizyonunun 3 yaşına kadar gördüğü imgelerle oluştuğunu” söylüyordu. Evde çocuğunuzu dışarıdaki bütün kötülüklerden uzak tutabilirsiniz ama asıl en büyük kötülüğü yaptığınızın farkına varmadan... Bana çok ahkam kesen organik çılgını anneler halbuki hepi topu 9-6 mesaisinde çocuğunu 1 saat ancak görebiliyorlardı. Çocuğun ilk gülüşünü ilk emeklemesini belki de dadıları görüyordu. Ne kadar üzücü bir durum olduğunu tahmin edebiliyorum ve Allah’tan onlar için sağlam sinirler ve sabır diliyorum. Anne olmak zor iş hele bir de çalışan anne olmak en zoru. Maalesef artık hayatta sözde değil özde eşitlik zamanı. Kadın olmak bu ülkede başlı başına bir mücadeleyken bir de paranızı kazanmak zorunda olmanız ve bunu kucağınızda size bakan minik bir melekle yapmaya çalışmanız daha da zor. Yasalarında uygun şartları sunamamasıyla küçücük bebeğini bırakıp evine ekmek götüren kadın sayısı o kadar fazla ki. Sare iki aylıkken çalışmaya başlayıp üç buçuk aylıkken sütümün kesilmesi benim için çok yıkıcıydı ama başka türlüsünün olmasının da pek ihtimali yoktu. Şubat soğuğunda set-emzirmek ve süt sağma makinesi üçlüsü pek çalışmadı ve yarı yolda ortada kalıverdik. Süt trajedisini atlattıktan sonra anne-kız bu sefer de başka trajedilerle boğuşmaya başladık, ev arama derdi, ayrılıklar falan... Ben sette bıraktığım oyuncu kimliğimi evde tekrar üzerime giyiyordum, çünkü çocuklar olan bitenin farkına anne odaklı olarak varıyorlar, o dönem gittiğim pedagogun dediği gibi ‘’Anne mutluysa çocukta mutlu”. O yüzden bütün trajedileri üzerimizden zeytin yağı gibi akıtıp yeni düzenimize adapte olmaya çalıştık. Biz Sare’yle ruhumuzu özgürleştirip yeni bir hayata yelken açtık. Artık trajedi sadece izlediğimiz dizilerde kaldı hatta aramıza diğer en özgür ruhumuz BABA bile katıldı, geçmişi geride bırakıp hep birlikte uçuşa geçmiş durumdayız. Ayrı evlerde aynı amaç için uçuşa geçmiş iki ruh...

Yazının özeti

Bu yazının yazılma amacı anneliğe dair benim durduğum yer bulunduğum nokta budur demek. Çok ortalara çıkıp yaşadıklarımı bağırmasam da anne Tuba’yı ballandıra ballandıra anlatmasam da...Şu hayatta kendimle hayatımda belki de gurur duyduğum en güçlü yanım anne Tuba olanım.Ama bunu bana özgü şekillerde yapmaya çalışıyorum,kimseyi eleştirmeden ahkam kesmeden bir yol tutturdum gidiyorum işte.Ha bir de anne olmak her zaman vicdanınızın sızlamasıymış. Neyi ne kadar doğru yapmaya çalışsanız da en ağır mahkemede kendinizi yargılayacak zaten bir neden buluyorsunuz bir de filmin erkek başrolü uzaylı rolünde bari hemcinsler arası dayanışma olsun. Bana annelikle ilgili akıl soranlara ilk söylediğim, kendi akıl sağlıklarını korumaları oluyor. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu pedagojinin bile tam çözdüğüne emin değilim. Sen kalbini ferah tutup elinden geleni ardına koymuyorsan gerisi akıp gidiyor zaten.Analarımız da bizi pedagogla büyütmedi ya ,bir şekil büyüyüp gidiyor şu insanoğlu.İyi insandan iyi çocuk çıkıyor gerisi fasa fiso, kalbine güzellikleri koy yanına da tatlı uydunu kat hadi sana eyvallah...İşte benden de kendimce bir annelik yazısı... İyi pazarlar...


Dipnot:Şunu tüm kalbimle belirtmeliyim ki benim de en büyük madalyam yetiştirdiğim sevgi dolu,yüzü daima gülen kızımm..Bu yüzden herdaim şükür ediyorum Allahıma..Evet kolay şeyler yaşamadım bende belki hayatımda ama herşeye değer diyebildiğim dünya ballısı bir yavrulellam var benim :)) Sevgili Tuba Ünsal hislere tercümann :)Kaleme aldığın bu güzel yazı için;kızıyla birlikte ayakları üzerinde durmaya çalışan genç,bekar anneden kocaman  teşekkürleeerr :) 


Tuba ÜNSAL
12.08.2012

KISA KISA...

                 Sıcaklardanmıdır,koşuşturmaktanmıdır neden bilmem bi yazasım,bişey paylaşasım yok buara.Ama blogcuğumuda ihmal etmek istemiyorum bi yandan.Geldi geliyor derken Ramazan ayını geride bırakmaya sayılı günler kaldı..Zorladı biraz kabul ama  makbul olanı da budur kanımca.Rabbim hepimizn oruçlarını katında eksiksiz kabul eylesin inşallah..Neyse efendim sözü fazla uzatmadan son bikaç gündür ev içinde çeşitli şekillerde görüntülenen ,benim bazen keçileri başında,inatçı kızımdan seçmeler için buyursunlar :)

Maxi Maxi Sevdim Seni :))

Son postlarımda ki kombin fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere bu yaz maxiler ve parmak arası sandeletler vazgeçilmezlerim..Maxi etekleri uzun olmasından,rahat olmasından aynı zamanda  bir kemerle,sade bir badyle yada kolyeyle çok şık bir hale gelebilmesinden ötürü çok seviyorum..Yaz başından beri gardırobumda ki yerini alan maxilerle bir kombin  postu daha gelsin o zaman ..

                    Kuzumsuz bir post düşünülebilinir mi tabi ki hayırr :))Karşınızda hooppalaa Duru :))
 Bu trambolinde bende duruyla hopluyorum bazen; inanılmaz zevkli,iftar sonrası da iyi geliyor ,hazmı kolaylaştırıyor:)Torunlarını getiren anneanneler,babaannler torunlarına bak oğlum/kızım abla ne güzel zıplıyor diyerek  bir de bendenizi örnek gösteriyorlar :)
 -Ben "bu hoplayan kuşun annesiyim" deyince 
-"aaa ne güzel abla kardeş gibisiniz maşallah iltifatları ve kıkır kıkır gülmeceyle" de ayrıca  hoş bir ortama vesile oluyorum :))
 Bu da bu akşam ki iftar sonrası datlumuzz:)Sosyetik adıyla vişneli browni yani bildiğimiz ıslak kekin vişneli hali :)Biz damla sakızlı dondurmayla servis ettik iftar sonrası serinletti,hafifliğiylede iyi geldi..

            Son olarak Sahurcu ana iyi sahurlar,bereketli sofralar,bol dualı güzel günler diler..
                                                                                       Yazan:Büyümeyen anne(Bu da kod adım :))